Film

Human filmi neyi anlatıyor?- Yann Arthus Bertrand

Bu filmi izlerken insan olmanın anlamı üzerine düşünecek, farklı yaşamlara yakından tanıklık edeceğiz. Dilleri, dinleri ve renkleri farklı olsa da hepimizin hikayesini dinleyeceğiz. Ünlü Fransız fotoğrafçı, gazeteci ve film yönetmeni Yann Arthus-Bertrand‘ın yönetmenliğinde çekildi. 2016’da Vancouver Uluslararası Film Festivali’nde En Popüler Uluslararası Belgesel ödülünü aldı. 60 ülkede 2000’den fazla kişiyle yapılan röportajlardan oluşan belgesel film: Human.

Human neyi anlatıyor?

Human, birinci şahısların kamera karşısındaki anlatıları ve farklı coğrafyalarda havadan çekilmiş görüntülerin birleşmesiyle oluşuyor. İnsanların kendilerini en acıtan hikayelerini anlattığı, mutluluk ve hayat üzerine düşündükleri ve kimi zaman da yaşadıkları yoksulluğu tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne sermeleriyle kendi yaşayışımızı sorgulatıyor. Bir yandan tüketim çılgınlığımızın başka yaşamları nasıl etkilediğini, aslında göremediklerimizin ardındaki gerçeği bizlere anlatan belgesel filmi, ekran karşısındaki insanların beni etkileyen sözleriyle birlikte anlatacağım.

Filmimiz siyahi bir adamın anlatımıyla başlıyor. Babasının küçükken kendisini birtakım cisimlerle dövdüğünden bahseden bu adam, babasının bunu kendisini sevdiği için yaptığını söylüyor. Aslında buradan anladığımız felsefe şu; birini başka acılara karşı dayanıklı hale getirmek için bugünün acılarına göğüs germeyi öğretmek! Peki hayatı boyunca sevmenin incitici bir şey olduğunu zanneden bir adam, gerçek sevginin ne olduğunu nasıl öğrenir? Bu sorunun cevabını kendi anlatımıyla dinlemelisiniz.

Human

Mutlu olmak ne demektir?

Lüks arabalar, pahalı kıyafetler, en lezzetli yiyecekler değil. Bu insanlara göre mutlu olmak; küçük şeylere sahip olmak, karnını doyurabilmek, üniversiteye gitmek, elektrikte yaşamak… Temel ihtiyaçların bir mutluluk sebebi olduğu kaç yaşam tanıdınız? Mutluluk ailedir, kimilerine göre sağlıkla uyanmak, yağmurun yağması ya da zorlukların üstesinden gelmeye çalışırken kendini manevi anlamda geliştirmek.

Mutluluk, iyiliği hayata çağırmaktır.

Filmde beni etkileyenlerden biri de tekerlekli sandalyedeki adam oldu. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan bu adam 13 yıllık süre zarfında bu eksikliğinin kendine getirdiği öğretilerle kendi artılarını çizmiş.

“Tanrı bana bacaklarımı vermek istese ve bunun karşılığında 13 yıldır öğrendiklerini geri alacağım deseydi ona şöyle derdim: Bacakların sende kalsın.”

Human’da savaşın yıkıcılığına ayrı bir parantez açılıyor.

Savaşlar ve Yıkımlar

Filmde yaşama bakış açılarının anlatımından sonra anlatılan bir başka şey savaşlar ve yıkımlar. Eskiden insanlar hastalıktan ve zayıflıktan ölürken ilerleyen dönemlerde bir başka ölüm sebebi olan silahların kullanımı, insanın kendi eliyle yarattığı bir aletle kendi kendinin düşmanı olmasının önünü açıyor. Savaşın bir parçası değilken sonuçlarına katlanmak, kimi zaman kendi hayatını bir başkasının hayatı için feda etmek… Siyasi çatışmalar ve soykırımlarda öldürülen masum kişilerin yakınlarının da konuşmalarını dinleyebildiğimiz Human’ın bana bu kısımda hatırlattığı bir film var: 2.Dünya Savaşı sırasında Nazi’lerin uyguladığı soykırımı anlatan Schindler’s List.

Bazen birine zarar verip öldüren his, içimizde başka bir şeyin doğuşuna sebep olur; utanç ve vicdan.

Human’ın aşka bakış açısı

Hayatın akışında bizlere zarar veren olumsuzlukların yanında bizi besleyen bir başka konu var ki Human’da bunu da bulmak mümkün. Farklı coğrafyalardan insanların yanıtladığı “Aşk nedir?” sorusu.

Söze gerek duymadan anlaşabilmek, imkansızı mümkün kılmak… Biriyle 50 yıl aynı yastığa baş koyduğun halde sıkılmamak… Eşini kaybettiğinde aslında onun cennete taşındığını söyleyen adamın, “Her zaman bardağın dolu tarafından bakıyorsun.” diyen oğluna verdiği cevap filmi izlerken içinizi ısıtacak cinsten.

Kalbinize dokunacak anlatımlara yer verilen Human’da kimi zaman insanların hiçbir şeyden korkmamasının nedeninin alışmak olduğuna, seçimler yüzünden ödenen bedellerin sonuçlarına, ağlayan çocuklarına verecek yiyeceği olmayan bir adamın hayatı tam manasıyla bitmiş olarak gördüğü gözlerine tanıklık edeceksiniz. Her katında havuz bulunan gökdelenlerin inşasında çalışan kişilerin, ülkelerindeki su krizi yüzünden mülteci olarak çalışmak zorunda olan işçiler olduğuna ve emekçi üretimin karşılığının asla adil şekilde verilmemesiyle kapitalizm vurgusu da yapan film kimi kısımlarında üretim, tüketim ve dönüşüm noktalarında düşündürtüyor.

Bir Devlet Başkanı: Jose Mujica

Bir zamanlar yaptığı yardımlarla tanınan ve 14 yıl hapis yatarken düşünecek çok zamanı olduğunu söyleyen dünyanın en fakir devlet başkanı Uruguay’lı José Mujica’nın da yer almasıyla daha da anlam kazanıyor film. Yoksulluğu değil sade yaşamayı savunan Mujica’nın satın aldıklarımızla aslında paramızı değil, o şeyi alacak parayı kazanırken harcadığımız zamanımızı vermemizi söylemesiyle aşırı tüketici bir toplum olmamıza da atıfta bulunuyor.

Dünyanın en fakir devlet başkanı olarak gösterilen Jose Mujica

İnsanlığın son sınavı: Ölüm

Ve tabi ki son olarak ölüm üzerinde de duran Human, ölünce arkamızda ne bırakacağımızı ve ölüm anında hayatın anlamı üzerine düşüneceğimiz o anları da hatırlatarak zihnimizde bir ışık yakıyor desem yalan olmaz. 15 yaşında ömür boyu hapis cezası alan ve nerede öleceğini bilen bir çocuk için hayatın anlamı hala iyilikten yanayken Tanrı’nın kendisi hakkındaki planı üzerine düşünmesi neden? Human bu yönüyle kendini izlettirdikten sonra etkisinden çıkamayıp kafa yormaktan geri duramayacağınız izler çiziyor önünüze.

Bir arkadaşım şöyle demişti: Hayat, çocukluğundan yaşlılığına taşıdığın bir mesajdır. Yolda bu mesajı kaybetmemeye dikkat et.

 

Yaklaşık 3 saat süren 8,7 IMDb puanına sahip olan belgesel film, müzikleriyle de uyumlu. Cesar ödüllü besteci Armand Amar’a ait olan müzikler arasında benim en sevdiklerim The Storm ve Jerusalem oldu. 20 kişilik bir ekiple 3 senede çekilen film havadan çekim görüntüleri, insan portrelerinden anlaşılanlar ve bu insanların katkılarıyla kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Adlarını ve hikayelerini kimsenin bilmediği küçük köylerde yaşayan insanların seslerini başka insanlara duyurabilme mutluluklarını da tadacağınız filmi umarım ki beğenirsiniz.

 

Mina Kabar’ın “Rebecca: Hitchcock’dan Daha İyisini Yapmak Mümkün Mü?” yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Makaleler

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün